“Allah belanızı versin” desem, Allah’ta bu kadar bela yok!..

Muharrem YERLİ

“Allah belanızı versin” desem,

Allah’ta bu kadar bela yok!..

Hoca,

Koltuğunun altına aldığı karpuzla

Ormana tek başına pikniğe gider bir gün..

Karpuzu keser dilimler,

İki dilim karpuz doyurur Hoca’yı..

Sonra..

Başına geçen sıcakla uykusunun geldiğini hisseder..

Diğer dilimlerden birer ikişer ısırık alıp,

Ağacın gölgesinde biraz uyuklamayı planlarken,

Nereden nasıl aklına gelirse,

Kalkıp tüm kabukların üzerine işer

Ve

Bir ağacın gölgesine uzanır.

Hayli zaman sonra susayarak uyanır.

Etrafına bakınır tek yudum su içeceği bir yer olmadığını anlar.

Çaresiz,

Biraz önce üzerine işediği karpuz kabuklarına takılır gözü..

Gelip dikilir başına;

O ciğer yangını ile,

“Buna değmiş, buna değmemiş” diye diye

Yiyip bitirir hepsini..

…/

Ve bugün..

Emperyalizm ve ona bağlı vahşi kapitalizm,

Altın varaklı masalardan,

Altın sırmalı tabaklardan arta kalanları,

Şimdi,

Bir masa etrafında topluyor;

“Siz hala o karpuzun ilk dilimlerisiniz” deyip,

“Hepsine önemli adam”

“Önemli kadın” süsü veriyor.

Bir de o karpuzun parlatıcıları var;

Mikrop kırıcıları, koku alıcıları var.

Onlar da bugünler için eğitildi, donatıldı.

Öyle ki;

Kadın hızını alamıyor,

Sınırları aşıp, efendisinin düşmanına kurşun atan,

Ülkenin askeri üniformasını giyiyor.

Verseler  göğsüne çapraz fişek dizecek!

Stüdyolarda, yüksek topuklu,

Orada yüksek “Basın/press”

Efendisine bir başka Şirin'lik edenimiz ise;

Yanına aldığı adamla,

Ukrayna’nın yoksul semt pazarında, kulübede yaşayanları gösterip;

“Halk burada inliyor, yanımdaki adam da,

Sizi pek Sayar!

Bakın o da burada, sizin için” diyor..

Onlara göre;

Rusya, üniformalı hiç kimseyi dokunmuyor,

Hep sivilleri vuruyor!

Gören de diyecek ki;

O yüzden bizimki, askeri üniforma ile mikrofonu aldı eline..

Efendileri adına dilleri damaklarına öyle dolanıyor ki;

Sap yiyip, saman çıkarıyorlar;

Her gün en az, beşyüz Rus askeri ölüyor,

Her gün en az, Otuz Rus tankı imha oluyor,

Her gün az, Elli Rus jeti düşüyor..

Ve ölenler cansız ölüyor,

İmha edilen tankları cinler kullanıyor,

Düşen jetler kendiliğinden havalanıyor..

Onlara inanırsak,

Rusya yok oldu!

Maraba ağasını hep Mekke’de rüyasında görürmüş!

Bunlara göre,

Kırkbeş milyonluk Ukrayna,

Yüzkırkbeş milyonluk Rusya’nın üzerinden silindir gibi geçmiş..

Peki..

Burada Rusya’ya ağlamaları gerekmiyor mu,

Düşen jetler insansız düşmüyor,

Tenekeye dönen tanklar insansız yürümüyor..

Her gün ölen Beşyüz Rus askerinin canı kanı yok mu..

Onların Ukraynalı çocuklar gibi çocukları yok.

Çöpten tekrar masanın üzerine konuldular ya;

Sahiplerinin öldürdüklerinin canı yok..

Sahipleri haklı..

Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Yemen’de, Filistin’de..

Nerede ne kadar insan öldürmüşseler,hepsinde

Sahip haklı!..

…/

Adam,

Taa Edirne’den gelmiş,

Kars’ta adamın evinin altında define arıyor,

Binanın altına dinamit döşüyor, tünel kazıyor,

Duvarı duvarına dayalı,

Kirişi kirişine sökeli, komşu görüyor,

Çıkıp pencereye havaya ateş edip, kaçırmaya çalışıyor Edirneliyi,

Bizim karpuz kabuğundan kameralı kanallarımız

Ve onların mikrop kırıcıları,

Biraz sonra evi evine sökeli ve evi yıkılacak Karslı komşuyu suçluyor:

“Adam pencereden gelişi güzel ateş açtı”

 

Şimdi:

Biz karınlık yemeğe,

Bir tomar paraya,

Bir sürümlük arabaya,

Bir oturumluk eve,

Bir hazlık şöhrete,

Bir sezonluk tatile,

Kendisini, insanlığı, insanlık onurunu, insanlık acısını,

İnsanlık dramını, yok olmuş aileleri, anneleri, babaları,

Kolu bacağı kopan çocukları,

Ağlayan, inleyen yoksul ülkeleri, suçsuz ülkeleri, masum milletleri,

Tarihi, doğayı, tabiatı yok edenlere satılanların

Önüne iki tablo koyuyorum:

Osman Neves.. Yani Hasan Tahsin!

Ve

Ali Kemal!..

İkisi de gazeteci..

Ülkesini haksız kuşatan düşmana ilk kurşunu atan gazeteci, Hasan Tahsin..

Ülkesini kuşatan düşmana övgüler dizen Ali Kemal..

Şu ölümlü dünyada,

Hasan Tahsin’i her yıl milyonlar minnet ve saygı ile anarken,

Ali Kemal’i milyonda bir kişi dahi aklına getirmiyor,

İyi bir yanını bulmaya çalışana da,

Milyonlar, Kazak Abdal dilinden cevap veriyor:

“…Soranın da Avradını”

... /

Yerin altından gelen büyük insanlık uğultusu ile yılan, çıyan,börtü böcek gibi çıktınız sahiplerinizin masasına..

Ama..

Hala bir şansınız ve seçeneğiniz var:

Hangi portreyi alıp hangi yöne yürüyeceğiniz seçeneği size kalmış:

Ya Ali Kemal’i göğsünüze alıp kanlı, kokuşmuş, rezil bir topluluğa karışacaksınız,

Ya da;

Hasan Tahsin’in resmi göğsünüzde, ışıl ışıl, pırıl pırıl ve sizin topunuzun dahi bizim bir mahallemiz etmeyeceği onurlu bir kalabalığa karışacaksınız..

Ki;

Bu sizi mezarınıza tükürülmekten kurtaracak,

Sahibinizin masasında sidikli karpuz kabuğu olmayacaksınız..

“Allah sizin belanızı versin” desek,

Allah’ın size verecek belası da kalmadı:

Barzanistan’da verdi,

Suriye’de verdi,

Afganistan’da verdi,

Gürcistan’da verdi,

Ermenistan’da verdi..

İran’da, Irak’ta verdi,

Vietnam’da verdi,

Kamboçya’da verdi,

15 Temmuz’da verdi..

Ukrayna'da veriyor.

Artık ağanızı her gece Meleke’de gördüğünüzü Ağa’nıza anlatmayın.

Ağanız kendisin de ne mal olduğunu biliyor,

Sizin de ne mal olduğunuzu biliyor..

Yazık size…

Neyi değiştireceksiniz..

Güneş her zamanki yerinden doğuyor!..

Şimdi daha berrak daha ışıltılı..

İnsanlık güneşin doğduğu o yöne yürüyor.

Ya o büyük insanlığın arkasına takılacaksınız,

Ya da;

Ayaklar altında kalacaksınız..

Yağan yağmuru kimse gökyüzünde tutamadı, "güneş  batıdan doğuyor" demektir sizin yaptığınız..

Hocanın kabuklarını sahibiniz dezenfekte ediyor, anlamıyorsunuz.

Çok zavallısınız!..

İnsanlığın onurlu birleşen yürüyüşünde yerinizi alın..

Aksi halde mezarınızın yerini çocuklarınız dahi söylemeye utanacak..

Yani onlar iki kere utanacak,

Hem kendi, hem sizin yerinize!..

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.