Faruk Ocak

SON ANAHTAR

SON ANAHTAR

Engelli bireylerin hayatı, çoğu zaman kapısı kapalı bir binaya davet edilmek gibidir. İçeri girmeniz istenir ama kapıyı açacak anahtar size verilmez. Bir kaldırım yapılır ama rampası unutulur. Bir bina inşa edilir ama asansör düşünülmez. Bir toplantı düzenlenir ama erişilebilirlik akla gelmez. Sonra da dönülüp şu cümle kurulur: “Siz neden katılmıyorsunuz?” İşte mesele tam da burada başlar. Engelli bireyler hayata katılmak istemediği için değil, hayatın kendisi onlara kapıyı yarım araladığı için geri kalıyor.

Bugün bir görme engelli, bastonuyla yolda yürürken sadece adımlarını değil, insanların duyarsızlığını da ölçüyor. Bir tekerlekli sandalye kullanıcısı, kaldırımın yüksekliğine değil, planlamanın eksikliğine takılıyor. Bir işitme engelli, sessizliğe değil, iletişimsizliğe mahkûm ediliyor. Sorun engel değil; sorunun adı ihmaldir, alışkanlıktır, görmezden gelmedir.

Toplumda hâlâ şu düşünce dolaşıyor: “Biz elimizden geleni yapıyoruz.” Gerçekten öyle mi? Bir engelli birey işe alınmadığında sebep çoğu zaman açıkça söylenmez ama satır aralarında gizlidir. “Ortam uygun değil”, “Şartlar zor”, “Uyum sağlamak zor olur.” Oysa asıl zor olan, fırsat eşitliğini kabul etmeyen zihniyettir. Bir engelli bireyin yeteneğini değil de engelini merkeze koymak, aslında toplumsal bir geri adım atmaktır.

Engelli kardeşlerimiz her gün sabırla mücadele ediyor. Kimseye yük olmadan, kimseye minnet etmeden, sadece eşit bir yaşam talep ederek yürüyorlar. Ama çoğu zaman bu yürüyüş yalnız bırakılıyor. Bir belediye kaldırımı yaparken erişilebilirliği düşünmezse, bir kurum başvuru formunu erişilebilir hazırlamazsa, bir işveren ön yargıyla hareket ederse; o kapı kilitli kalıyor. Sonra da “Neden ilerleme yok?” diye soruluyor. İlerleme, niyetle değil, somut adımlarla olur.

Engelli bireyler pes etmiyor. Çünkü bilirler ki anahtarlıktaki son anahtar bazen sabırdır, bazen cesaret, bazen de inat. Bir kez reddedilirler, tekrar denerler. Bir kapı kapanır, başka bir kapıyı çalarlar. Bu direnç, sessiz ama derin bir duruştur. Kimseyi kırmadan, kimseye boyun eğmeden, sadece hak ettikleri yaşamı talep eden bir duruştur.

Asıl sorulması gereken soru şudur: Engelli bireyler mi hayata yetişemiyor, yoksa hayat mı hâlâ onları geriden izliyor? Çünkü erişilebilir bir şehir kurmak zor değildir, erişilebilir bir anlayış kurmak gerekir. Bir rampayı çizmek birkaç dakika sürer, ama o rampayı düşünmek için vicdan gerekir. Bir metni erişilebilir yapmak birkaç düzenleme ister, ama bunu akla getirmek için farkındalık gerekir.

Engelli bireylerin mücadelesi bir lütuf istemek değildir. Bu mücadele, hakkı olanı istemektir. Eşit bir kaldırım, erişilebilir bir bina, adil bir iş fırsatı… Bunlar ayrıcalık değil, insan olmanın doğal sonucudur. Bir toplum, engelli bireylerini dışarıda bıraktığı sürece eksik kalır. Onları dahil ettiği ölçüde büyür.

Unutulmamalıdır ki kapılar kilitli olabilir, ama anahtar hâlâ elimizdedir. Bu anahtar bazen bir düzenleme, bazen bir empati, bazen de bir cesur karardır. Yeter ki görmezden gelmeyelim. Yeter ki “sonra” demeyelim. Çünkü engelli bireyler beklemiyor; mücadele ediyor. Ve o son anahtar, bir gün mutlaka kapıyı açıyor.

Bu yazı toplam 37 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Ocak Arşivi