Faruk Ocak

ENGELLİLİK: SESSİZ BIRAKILAN HAYATLAR, GECİKEN ADALET, ERTELENEN HAKLAR

Engellilik bir durumdur, bir kader değildir. Asıl kader, engelli bireyin her sabah evden çıkarken “bugün hangi engelle karşılaşacağım” sorusunu sormak zorunda bırakılmasıdır. Bu soru yalnızca bir bireyin değil, bir ülkenin vicdanını ilgilendirir. Çünkü engellilik, bedenlerde değil; kaldırımlarda, kapılarda, sistemlerde ve zihniyetlerde büyür.

Bir görme engelli birey düşünün. Yolunu bulmak için bastonuna güvenir, ama kaldırıma gelişi güzel bırakılmış bir tabela tüm planı bozar. Bir işitme engelli öğrenci düşünün. Sınıfta vardır ama derste yoktur, çünkü altyazı yoktur, tercüman yoktur. Bir bedensel engelli genç düşünün. İş görüşmesine çağrılır, binaya girer ama asansör çalışmaz. Bir zihinsel engelli bireyin annesini düşünün. Çocuğunun geleceğini düşünürken “benden sonra ne olacak” sorusuyla her gece uyanır. Bu örnekler istisna değildir. Bunlar, gündelik hayatın sıradan gerçekleridir.

Engellilik yalnızca fiziksel bir mücadele değildir. Asıl yıpratıcı olan, sürekli kendini açıklamak zorunda kalmaktır. Yapabildiğini kanıtlamak, yapamadığını savunmak, yorulduğunu saklamak, güçlü görünmek zorunda bırakılmak. Psikolojik yük tam da burada başlar. Engelli bireyler çoğu zaman başarısız olduklarında değil, sistem onları başarısızlığa ittiğinde yıpranır. Aileler de bu yükü paylaşır. Görünmeyen bir bakım emeği, görünmeyen bir tükenmişlik ve çoğu zaman görünmeyen bir destek ihtiyacı vardır.

Oysa hukuk bu konuda açıktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesi, engelliler için alınacak özel tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olmadığını söyler. 42. madde, eğitim hakkının engelli bireyler için de eksiksiz sağlanmasını güvence altına alır. 61. madde ise devlete açık bir görev verir: Engelli bireylerin korunması, desteklenmesi ve toplumsal hayata katılımının sağlanması. Bu maddeler birer iyi niyet cümlesi değil, bağlayıcı sorumluluklardır.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, bu sorumluluğun nasıl yerine getirileceğini ayrıntılı biçimde düzenler. Kamu binalarının, toplu taşımanın, açık alanların erişilebilir olması zorunludur. Eğitimde fırsat eşitliği, istihdamda kota uygulamaları, rehabilitasyon ve sosyal destekler bu kanunun temel başlıklarıdır. Ancak uygulamada tablo farklıdır. Rampalar vardır ama dik ve kullanılamazdır. Asansörler vardır ama kilitlidir. Kadrolar vardır ama niteliksizdir. Yasa vardır ama denetim zayıftır.

Uluslararası alanda Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, engelliliği bir insan hakları meselesi olarak tanımlar. Bu sözleşme, engelli bireylerin bağımsız yaşam hakkını, ayrımcılığa uğramama ilkesini, karar alma süreçlerine katılımını ve erişilebilirliği temel hak olarak kabul eder. Türkiye’nin taraf olduğu bu sözleşme, engelli bireylerin hayatında somut karşılık bulmadığı sürece eksik kalır.

Sorun yalnızca fiziki erişim değildir. Bilgiye erişim, adalete erişim, istihdama erişim de aynı derecede kritiktir. Bir engelli birey, başvuru formunu okuyamıyorsa, mülakatta kendini ifade edemiyorsa, çalışma ortamı ihtiyaçlarına göre düzenlenmiyorsa; orada eşitlikten söz edilemez. Çözüm, engelli bireyleri sisteme uydurmaya çalışmak değil; sistemi engelli bireylere göre dönüştürmektir.

Bağımsız yaşam, bir lüks değil, bir haktır. Kişisel asistanlık hizmetleri yaygınlaştırılmalı, bakım yükü tek başına ailelerin omzuna bırakılmamalıdır. Psikolojik destek hizmetleri erişilebilir ve sürekli olmalıdır. Engelli bireylerin ve ailelerinin karar süreçlerine doğrudan katılımı sağlanmadan yapılan her düzenleme eksik kalacaktır.

Dil de bu dönüşümün bir parçasıdır. Acıyan, yücelten ya da yok sayan dil; hepsi aynı derecede zarar verir. Engelli birey ne ilham kaynağı olmak zorundadır ne de sabır timsali. O, bu toplumun eşit bir üyesidir. Hak talep eder, minnet etmez. Erişim ister, beklemez. Saygı ister, açıklama yapmak zorunda kalmaz.

Engellilik, bir gün herkesin hayatına dokunabilecek bir gerçektir. Bugün yapılan her erişilebilirlik düzenlemesi, yarın herkesin hayatını kolaylaştırır. Bu yüzden engelli bireyler için atılan her adım, toplumun tamamı için atılmıştır. Asıl engel; görmezden gelmektir. Asıl engel; ertelemektir. Asıl engel; yapılabileceğini bilip yapmamaktır.

Bu yazı toplam 10 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Ocak Arşivi

HAYATIN MERKEZİNDE

25/09/2026 13:36

SON ANAHTAR

15/09/2026 16:14